ŞİŞLİ’DE 19 MAYIS TÖRENİNDE GERGİNLİK

Okuduğunuz haber
CUMHURİYET’İN ŞÜKRAN ABLASI’NA VEDA
Anasayfa   /    TOPLUM    /    CUMHURİYET’İN ŞÜKRAN ABLASI’NA VEDA

CUMHURİYET’İN ŞÜKRAN ABLASI’NA VEDA

Bazı insanlar mesleklerinden emekli olmazlar; çünkü gazetecilik onlar için bir iş değil, topluma karşı taşınan bir sorumluluktur. Şükran Soner de kalemini emeğin, hakkın ve hakikatin yanında tutan o gazetecilerdendi.

TOPLUM      02 Eylül 2026 - 12:01     0

CUMHURİYET’İN ŞÜKRAN ABLASI’NA VEDA

Şükran Soner’i, yayın yönetmenliğini yaptığım Kentim Şişli Gazetesi’nin yalnızca 200 metre uzağındaki Cumhuriyet Gazetesi’ne sık sık yaptığım ziyaretlerde tanıdım.

Aynı semtin sokaklarında gazetecilik yapıyorduk.

Biz yerelin sesini duyurmaya, Şişli’nin insanlarını, sorunlarını ve yaşamını sayfalarımıza taşımaya çalışırken; birkaç yüz metre ötemizde Türkiye’nin en köklü gazetelerinden Cumhuriyet vardı.

Cumhuriyet’e her gidişim benim için aynı zamanda gazeteciliğin belleğine yapılan bir ziyaret gibiydi.

İşte o ziyaretlerde tanıdığım isimlerden biri de Şükran Soner’di.

Biz gazeteciler bazen birbirimizi uzun uzun konuşmalardan çok, aynı mesleğin yükünü taşımanın verdiği sessiz yakınlıkla tanırız.

Şükran Soner’e de yıllar içinde herkes gibi ben de “Şükran Abla” gözüyle baktım.

Şimdi onun vefat haberinin ardından düşünüyorum da Cumhuriyet’in koridorlarından bir isim daha eksildi.

Ama yalnızca bir isim mi?

Hayır.

Türkiye basınından bir hafıza daha eksildi.

EMEĞİN SESİNİ YAZAN GAZETECİ

Şükran Soner denildiğinde benim aklıma ilk gelen kelimelerden biri emek oluyor.

Çünkü o, gazeteciliğini yalnızca siyasetin yüksek perdeden konuşulan gündemine hapsetmedi.

İşçiyi yazdı.

Sendikayı yazdı.

Grevi yazdı.

Çalışma yaşamındaki adaletsizlikleri yazdı.

Hak arayan insanları yazdı.

Yıllarca “İşçinin Evreninden” diyerek kalemini emeğin dünyasına çevirdi.

Bunun ne kadar önemli olduğunu bugün belki daha iyi anlamamız gerekiyor.

Çünkü gazetecilik yalnızca güçlülerin söylediklerini manşete taşımak değildir.

Gazetecilik biraz da mikrofon uzatılmayan insana mikrofon uzatmaktır.

Kendini anlatamayanın hikâyesini anlatmaktır.

Bir fabrikanın kapısında bekleyen işçinin, evine ekmek götürmeye çalışan annenin, hakkını arayan emekçinin sesini duyurmaktır.

Şükran Soner bunu yıllarca yaptı.

BİR KADIN OLARAK AÇTIĞI YOL

Şükran Soner’in gazetecilik yaşamında özellikle kadınlar açısından unutulmaması gereken önemli bir taraf daha var.

O, Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın ilk kadın genel başkanıydı.

Bugün bunu birkaç kelimelik bir biyografi bilgisi olarak okuyup geçebiliriz.

Ama geçmişin şartlarını düşündüğümüzde bunun ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlarız.

Gazeteciliğin yönetim kademelerinde kadınların çok daha az görünür olduğu yıllarda bir kadın gazetecinin sendikanın genel başkanlığına gelmesi yalnızca kişisel bir başarı değildir.

Arkasından gelecek kadınlara açılmış bir kapıdır.

Biz kadınlar biliriz.

Bazen bizden önce yürüyen bir kadının açtığı küçücük bir yol, yıllar sonra yüzlerce kadının yürüdüğü büyük bir caddeye dönüşür.

Şükran Soner de gazetecilikte o yolu açan kadınlardan biriydi.

GAZETECİLİK BİRAZ DA VİCDANDIR

Yıllardır yerel gazetecilik yaparken şunu çok gördüm:

Bir şehirde herkes büyük meseleleri konuşur ama küçük görünen insanların büyük dertlerini çoğu zaman kimse duymaz.

Oysa gazetecinin görevi tam da orada başlar.

Bir çocuğun eğitim sorununda…

Bir kadının uğradığı haksızlıkta…

Bir işçinin alın terinde…

Bir engellinin kaldırıma çıkamamasında…

Bir ağacın kesilmesinde…

Bir mahallenin dönüşüm adı altında hafızasını kaybetmesinde…

Gazetecilik biraz da toplumun vicdanı olabilmektir.

Şükran Soner’in gazetecilik anlayışında da bu vicdanı görüyorum.

O nedenle onun ardından yalnızca “iyi bir gazeteciydi” demek eksik kalır.

Toplumsal meseleleri dert edinen bir gazeteciydi.

Bence asıl kıymetli olan da budur.

200 METRELİK MESAFE…

Bugün geçmişe baktığımda o 200 metrelik mesafe bana çok şey anlatıyor.

Bir tarafta yerel bir gazetenin telaşı…

Kentim Şişli’nin sayfalarını yetiştirme çabamız, mahallelerin sorunları, esnafı, kadınları, çocukları, yerel yönetimleri, Şişli’nin bitmeyen gündemi…

Bir tarafta Cumhuriyet…

Ve aynı sokaklarda, farklı ölçeklerde ama aynı mesleğin peşinde koşan insanlar.

Gazetecilik biraz da böyle bir şey değil midir zaten?

Gazetenizin tirajı ne olursa olsun, kapınız hangi sokağa açılırsa açılsın, yaptığınız haber bir mahalleyi ya da bütün Türkiye’yi ilgilendirsin…

Eğer insanın derdini dert ediniyorsanız aynı mesleğin yolcususunuz.

Bu nedenle Cumhuriyet’e yaptığım ziyaretlerden geriye kalan anılar bugün benim için daha da kıymetli.

Çünkü bazı mekânların değerini içinde tanıdığımız insanlar belirliyor.

BİZ GAZETECİLER BİRER BİRER EKSİLİYORUZ

Son yıllarda mesleğimizin duayenlerini birer birer uğurluyoruz.

Her vefat haberinde gazetecilik tarihimizin bir sayfası daha kapanıyor gibi geliyor bana.

Ama sonra düşünüyorum:

Gerçekten kapanıyor mu?

Hayır.

Eğer biz anlatırsak kapanmıyor.

Eğer genç gazeteciler okursa kapanmıyor.

Eğer gazetelerin arşivlerini, eski haberleri ve köşe yazılarını yaşatırsak kapanmıyor.

İşte bu nedenle hep söylüyorum:

Yazmalıyız.

Gazeteci yazmalı.

Öğretmen yazmalı.

Doktor, hemşire, mühendis, işçi, esnaf yazmalı.

Anneler, babalar, dedeler, nineler yazmalı.

Herkes kendi döneminin tanıklığını bir yerlere bırakmalı.

Çünkü bugün yaşadığımız sıradan bir olay, yarın bir ülkenin toplumsal hafızasının parçası olacaktır.

Şükran Soner’in yaklaşık 60 yıllık gazetecilik yaşamından geriye kalan binlerce haber ve yazı bunun en güzel örneklerinden biridir.

İYİ Kİ YAZDIN ŞÜKRAN ABLA…

Şimdi Cumhuriyet’in o kapısından bir kez daha girsem, geçmişten tanıdığım yüzleri arasam…

Kim bilir kaç kişinin yokluğunu hissederim.

Gazetecilik biraz da böyle acımasız bir meslek.

Hep başkalarının hikâyelerini yazıyoruz.

Doğumları, ölümleri, başarıları, felaketleri, sevinçleri…

Sonra bir gün haberin konusu meslektaşlarımız oluyor.

Ve kelimeler bu kez daha zor geliyor.

Şükran Abla…

Sen yıllarca başkalarının hikâyelerini yazdın.

İşçinin, emekçinin, kadının, hakkını arayan insanların yanında durdun.

Türkiye’nin yakın tarihine tanıklık ettin ve o tanıklığı yazıya dönüştürdün.

Bugün ise biz seni yazıyoruz.

İyi ki yazdın.

İyi ki tanıklık ettin.

İyi ki emeğin sesine kulak verdin.

Ve iyi ki Cumhuriyet’in o koridorlarında yollarımız kesişti.

Gazeteciler gider…

Fakat doğru zamanda, doğru insanların yanında duran onurlu kalemlerin bıraktığı iz kolay kolay silinmez.

Güle güle Şükran Ablamız.

Mekânın cennet, ruhun şad olsun.

Ailene, sevenlerine, Cumhuriyet ailesine, basın camiasına ve emek dünyasına başsağlığı diliyorum.

Saime OĞUZHAN
Gazeteci – Kentim Şişli Gazetesi Yayın Yönetmeni

YORUM EKLEYİN

X

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadış, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşaılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her trlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen ziyaretçilere aittir.

X

Habere hi yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın.

GÜNÜN MANŞETLERİ

FOTO GALERİ