Anasayfa
09 Subat 2026 - 20:14
BİR HAYAT, BİR KİMLİK, BİR VİCDAN MİRASI
Bazı insanlar vardır; arkalarından konuşulduğunda yalnızca anılar değil, sorumluluklar da bırakırlar. Erol Bakırcıoğlu onlardan biriydi.

7 Şubat günü saat 17.00’de Yakın Kitabevi’nde düzenlenen etkinlik, bir anmadan çok daha fazlasıydı. Moderatörlüğünü Celal İnal’ın üstlendiği buluşmada, Bakırcıoğlu’nun yaşamından kesitler sunan, Ermeni kimliği ve kültürü üzerine yürüttüğü çalışmalarını bir araya getiren Amasız Fakatsız Bir Yaşam adlı kitap tanıtıldı.

Eser, eşi Sultan Efe Bakırcıoğlu tarafından derlenmişti. Ancak salonda hissedilen şey, bir kitabın tanıtımından öte, bir hayatın tanıklığının paylaşılmasıydı.

Bir Kişisel Hikâyeden Toplumsal Hafızaya

Konuşmalarda altı çizilen ortak nokta şuydu:
Erol Bakırcıoğlu’nun mirası yalnızca ailesine değil, Türkiye’deki Ermeni topluluğuna ve bu coğrafyada kimliğiyle var olmaya çalışan herkese aitti.

Onun çabaları;

Bu tür çalışmaların, Ermeni kültürünün ve tarihinin daha geniş kesimlerce tanınmasına katkı sunduğu; aynı zamanda Türkiye’nin çok katmanlı, çok kültürlü yapısının bir zenginlik olarak yeniden düşünülmesine alan açtığı vurgulandı.

Bir Babanın Ardından, Bir Kızın Sesi

Etkinliğin en sarsıcı, en sahici anlarından biri kuşkusuz kızı Dilara Bakırcıoğlu’nun konuşmasıydı.
İkinci ölüm yıldönümünde babasını anlatırken söylediği her cümle, bir evladın yasını olduğu kadar, özgürlükle büyütülmüş bir çocuğun minnettarlığını da taşıyordu.

“Babam hiçbir zaman beni susmama izin vermezdi.
‘Konuş, içinden ne geçiyorsa söyle’ derdi…”

Ataerkil kalıpların dışında duran, kızının eteğine değil hayata nasıl baktığına bakan, “anarşist kızım” diye gurur duyan bir baba portresi çizildi o anlarda.

Kitaplarla kurulan bağ, farklı olana duyulan saygı, “delilik” diye yaftalananların dünyasına duyulan merak…
Bunların hepsi bir ebeveynlik biçiminin değil, bir yaşam felsefesinin yansımalarıydı.

“Özgürlüğünden vazgeçme ama sınırlarını da bil…”

Bu cümle, salondaki pek çok insanın belleğine kazındı.

Tanıklıklar, Akademi ve Hafızanın Sorumluluğu

Erol Bakırcıoğlu’nun ardından söz alan dostlarının kısa ama güçlü tanıklıklarının ardından, çalışmalarıyla Türkiye’nin çok dilli ve çok kültürlü yapısına ışık tutan Zerrin Kurtoğlu Şahin ve Süryani Soykırımı üzerine araştırmalarıyla bilinen Zeynep Tozduman söz aldı.

Bu tanıklıklar, kişisel bir hikâyenin akademik ve toplumsal hafızayla nasıl kesiştiğini; bireysel cesaretlerin nasıl kolektif bir bilinç yarattığını bir kez daha hatırlattı.

Amasız, Fakatsız Bir Hatırlama

Bu etkinlik, yalnızca Erol Bakırcıoğlu anısına düzenlenmiş bir söyleşi değildi.
Bu buluşma;

Bazı insanlar gider, sessizlik bırakır.
Bazıları ise giderken sözlerini, izlerini ve sorumluluğunu bize emanet eder.

Erol Bakırcıoğlu’nun ardından kalan tam da budur. KENTİM HABER MERKEZİ

 

YORUM BIRAKIN
YORUMLAR (0)
Habere Hiç Yorum Yapılmamış.
ÖNERİLEN HABERLER